Blog

Müzikaliteyi Öğretmek Zor, Fakat İmkansız Değil

Müzikalite, eğitmenler için olduğu kadar öğrenciler için de en zor konulardan biridir. Müzikal teoriyi açıklamak zor değildir, tango şarkısının ritmik yapısı, güçlü ritmi anlamak, çalan farklı enstrümanları tanıyabilmek ya da cümlelerin başlangıç ve bitişlerini öğretmek. Ancak sadece bu temel bilgilerle kimse müzikle tam uyumlu dans edemez. Eğitmenler temel müzik teorisi anlatmakla ne kadar zaman harcarsa harcasın, bu tek başına müzikle dans eden dansçıları artırmak için yeterli değildir. Peki ne yapılmalı? Hayatında hiç dans etmemiş biri nasıl müzikle uyumlu tango yapabilir hale gelir?

Önce müzikal dansçı nedir onu anlamalıyız.

Müziğe hassasiyet, müzikal örüntüleri anlama yeteneğidir: ritmi hissetmek, melodisel çizgiyi anlayabilmek, harmonileri ayırt etmek ve daha nicesi… Bu yeti farklı kişilerde farklı derecelerdedir. Bazı insanlar müzikal örüntüleri anlar, müziği hisseder, ancak vücutlarını ritimle uyumlu hareket ettiremezler (el çırpmak, ayakla ritim tutmak, ritimle yürümek). Bazı insanlar ise sadece müziği duymakla kalmaz, duydukları müzikle vücutlarının ritmik hareketlerini bağdaştırabilirler.

Tarih öncesi zamanlardan bilinen ilk enstrümanlar vurmalı çalgılardır. Müzik yapmak ve dans etmek, ritüeller ve Şamanizm’de oldukça yaygın aktivitelerdi. İlkel kabileler vücutlarını ses çıkaran objelerle donatarak ve dans ederek müzik yapmışlardır. Ayrıca şarkı söylemişler ve insan sesinin de bir enstrüman olduğunu keşfetmişlerdir.

Şimdilerde kullandığımız enstrümanlar teknik olarak son derece karmaşık yapıdalar, birçok farklı dans türü var ayrıca müzisyenler ve dansçılar arasında açık bir ayrım yapılabilmekte. Bir müzisyen ya da dansçı olabilmek için iki ayrı yetiye sahip olmak gerektiğinin de farkındayız. Müzisyenler vücutlarını bir objeden ses dalgaları çıkarmak için kullanırken, dansçının bedeni farklı bir şey yapar: müzikal örüntü ile kendi bedeni arasında uyum ve geçişme sağlayarak ahenkli bir dışa vurum sergiler. (Orkestra şeflerini iki gruba da koyabiliriz. Dans ederken, orkestrayı enstrüman kabul edersek, müzik üretir. Onları günümüz şamanları olarak tanımlayabiliriz.)

Bunların üzerine üç temel yeti üzerine konuşabiliriz: duymak, duymak+çalmak, duymak+dans etmek. Birçok insan bu müzikal yetilerden en az birine sahiptir. Tüm kültürlerde en geniş kitleye yayılan sanatın müzik olmasının sebebi budur.

Müzikal dansçı olmak ne demektir? Müziği duyabilmek tek başına yeterli değildir, ancak başlangıç noktası budur. Bir dansçının müzikle hareketi eşleştirebilmek için buna ihtiyacı vardır, müziği hareket olarak dışa vurabilmek için. Bazı müzisyenler ya da dansçılar bu yetiye doğuştan sahiptir, başta da söylediğim gibi bu yetiler farklı insanlarda farklı düzeylerdedir. Mesela bazı insanlar sistemli ve düzenli çalışarak bir enstrüman çalmayı öğrenebilir, bazı insanlar içinse “doğuştan dansçı” denir. Birçok çocuk çok küçükken kendiliğinden dans ederler. Büyüme sürecinde genellikle bedenimizin doğal hareketini kaybederiz, beynimiz bunun yerine başka yetileri geliştirmeye öncelik tanır. Bazı insanlar bu yetilerini yetişkinliğe taşırlar ve onları fark etmek oldukça kolaydır: sevdikleri müzikleri duyunca yerlerinde duramazlar. Onları gece kulüplerinde, partilerde hatta sokakta kulaklıktan gelen müziğe eşlik edip sallanırken ya da ayaklarıyla ritim tutarken görebilirsiniz. Dans etmeyi geç yaşta öğrenen insanlar genellikle bu gruptandır. Ancak tango derslerinde sıklıkla,  hiçbir zaman “doğuştan dansçı” olmamış ya da müzikle hareketi bağdaştırma yetilerini bir şekilde yitirmiş insanlar görmekteyim.

Eğer bir insan doğal bir dansçı ise, tango derslerindeki bazı şeyleri uygulamak bu insanlar için daha kolay olacaktır. Ritimle yürümek, melodileri duymak, hızlanmak ve yavaşlamak, dans ederken es vermek genelde çok açıklamaya gerek kalmadan bu insanlar tarafından uygulanır hale gelir. Bu öğrenciler yeteneklerini bir süre sonra sadece eğitmenlerini izlemek yerine, kendi tavırlarını keşfederek süsleyebilirler. Bu kişiler genellikle müzikal teoriyi dinlemeyi çok sevmezler. Çünkü bu durum onların müziği dinlerken ortaya koydukları içgüdüsel davranıştan alıkoyar, kafalarını karıştırır, onları daha önce kullanmaya gerek duymadıkları mental bir efor ortaya koymak durumunda bırakır. Onlar halihazırda doğal bir tepki olarak dans etmektedirler ve şimdi bu durumun analizi için efor harcamak zorundadırlar.

Eğer bir kişi doğa dansçı değilse, bazı şeyler kendisi ve dans eğitmeni için zordur. Ritme basmaktan, nerede yavaşlayıp nerede hızlanmaya karar vermeye kadar her şey konsantrasyon ve pratik gerektirir. Müzikalitenin çok emek gerektirmesinden dolayı birçok öğrenci ve eğitmen bundan vazgeçip sadece teorik bilgilere yoğunlaşma eğilimi gösterirler. İnsanlar genellikle bir kişinin sonradan gerçek bir müzikal dansçı yapılamayacağına inanırlar, bu yeteneğe sahipsindir ya da değilsindir. Ancak ben bu cümleyi şöyle kurmayı tercih ediyorum: doğuştan yetenekli insanlara yardımcı olmak çok daha kolaydır, ancak diğer durumda da öğretmek imkansız değildir.

Dediğim gibi, müziği duyma yetisi birçoğumuzda doğuştan beynimize yerleşmiştir. Sinirlerimizde halihazırda var olan şeyler sonradan geliştirilebilir ya da dönüştürülebilir.

Belli bir dans türünü öğrenmek, belirli hareket dağarcığını belirli tipte bir müzikle, anlamlı şekilde eşleştirmektir. Buradaki “anlamlı” kelimesi, müzikal parametreleri takip etmeyi gerektirir. Beyninizi, müzikal bir parçanın parametrelerini fark etme ve anlama konusunda antre etmek, size müzikle hareketi daha hassas eşleştirmek konusunda yardım eder.

Müzikalite konusunda zorlanan öğrencilere şu tavsiyeyi verebilirim: sahip olduğunuz iki yetiyi geliştirmeniz gerekmekte. Öncelikle müziği duymak, ikinci olarak da müzik ve hareketi ilişkilendirebilmek. Müziği duymak, çok müzik dinleyerek ve müziğin ritim, yapı, melodi, cümleler, enstrümanlar gibi parametrelerine odaklanarak gelişebilir. Burada sadece teorik bilgileri anlamaktan bahsetmiyorum, ayrıca müziğin sizde yarattığı hislere de odaklanmalısınız. Bir kemanın sesini duymak, içinizde kemanın kendisi olmak cevabını getirir. (kemanın kendisi, keman virtüözü değil) Bu cümle size garip gelebilir, ancak dinlemeyi gerçekten sevdiğiniz bir müzikte olan budur, içinizde hissettikleriniz müziğin şeklini alır.

Müzikle hareket etme becerisi iki şekilde geliştirilebilir, ben ikisini de kullanmanızı öneririm. İlk metot, müziği belirli bir hareketle ilişkilendirmektir, bu yürümek, ayağınızı yere vurmak, kafanızı sallamak, doğru yaptığınız sürece şarkı söylemek bile olabilir. Bu yöntem sizin ritim algınızı güçlendirecektir. İkinci yöntem ise tango müziği dinlerken, dans tekniğini düşünmeksizin doğal dans etmektir. Doğru hareketleri yapmak çoğunlukla çok fazla efor gerektirir ve müzikaliteyi düşünmeye yer kalmaz. O halde nasıl iyi hissediyorsanız o şekilde hareket ederek tango müziğiyle dans etmek için kendinize zaman ayırın. Açık olun. Hiphop yapın. Sallanın, dönün, yuvarlanın, kalçanızı sallayın. Bunu yaparken beyninize mükemmel bir iyilik yapıyorsunuz, ona müzik dinlerken bedeninizi nasıl hareket ettirmekten hoşlandığınızı öğretiyorsunuz. Bu yöntem danstaki dışavurumunuzda özgürleşmenizi sağlar. Tango dersinde de doğru hareketleri doğru müziklerle eşleştirmek kolaylaşır çünkü artık vücudunuz müzikle daha rahattır. Bu yöntemler genellikle çocuklara dans etmeyi ya da enstrüman çalmayı öğretirken kullanılır. Öğrenme sürecinde hem çocukluğa geri dönmenin hem de bilincinizi yönetebilmenin avantajını kullanmalısınız.

“Evet, tüm bunlar harika ancak, hiçbir şekilde ritmi algılayamıyorum, çok katı hissediyorum, herhangi bir müzikle dans etmeye çalışırken çok garip ve yardıma muhtaç hissediyorum” diyenler için de bir tavsiyem var: otizm teşhisi konmuş hastaları düşünün. Başkalarının duygularını ayırt etmek konusunda zorlanıyorlar ve onlara tepki gösteriyorlar. Ancak doğru teknik ve pratikle, görünür parametreler üzerinde çalışarak, duyguları ayırt etmeyi öğrenebiliyorlar. Örneğin yüzün belli bir ifadesini korku duygusuyla ilişkilendirebiliyorlar. Tümüyle empatik olamıyorlar ancak sosyal hayata daha kolay karışabiliyorlar. “Müzikal otistik” hissediyorsanız, beyninizin bir esnekliği olduğunu hatırlayın ve müzikalitenizin gelişmesi için sizin henüz farkında olmadığınız tekniklerin var olduğunu bilin, tıpkı otistiklerin duyguları anlaması için geliştirilen teknikler gibi. Bu süreç çokça sabır, çalışma ve adama gerektirecek ancak hayal bile edemeyeceğiniz sonuçlar doğuracaktır.

Eğitmenlere tavsiyem, müzikal olmayan öğrencilere yardım etmeyi bırakmamalarıdır. Onlardan vazgeçmek, öğrencinin öğrenememesinden çok sizin öğretememeniz konusunda fikir verir. Çoğu dans eğitmeni doğuştan müzikal ve içgüdüsel dansçılardır. Eğer onlardan biriyseniz, bir öğretmen olarak göreviniz, yaptıklarınızı hemen uygulamak konusunda zorluk çeken öğrencilerinize yaptığınız tarifleri mantık çerçevesinde analiz etmektir. Müzik bilgisi konusunda birçok şeyi bilmelisiniz: ritim örgüleri, vuruşlar nasıl sayılır, senkoplar nasıl duyulur, bir cümleyi cümle yapan nedir… Tıpkı otistik birine şunu söyleyebileceğiniz gibi “yüzüm ciddi bir ifade aldı ve vücudum katılaştı çünkü korkuyorum”, zorlanan öğrencilere de şunu söyleyebilirsiniz “Burada es veriyorum çünkü bu enstrümanın durduğunu duyuyorum”. Kulağa yorucu ve genel kanıların dışında geliyor ancak, inanın bana, öğrencinin kendisin bile imkansız gördüğü durumlarda bu yöntem olumlu sonuçlar verebilir.

Tabi ki bu öğrencilerden vazgeçmek de bir seçenektir. Doğuştan yeteneği olmayan insanların dansçı olamayacağını her zaman söyleyebilirsiniz. Kısmen haklısınız da, kendi yeteneğiniz etrafına “seçilmiş kişileri” isteyebilirsiniz. Benim tango üzerine düşüncem, her yaştan, her vücut tipinde insanın keyif alabileceği dans olduğudur. Ayrıca inandığım şudur ki, yetenek bize sadece başlangıçta avantaj sağlar, asla sonda değil. Doğru teknik ve pratikle hepimiz hiç hayal bile edemediğimiz noktalara ulaşabiliriz.

Çeviri: Azra Laiç

Kaynak: verotango.com

Comments are closed.