Tangoya Nasıl Başladım?

Tangoya Nasıl Başladım?

Çocukluğumdan beri hiç değişmeyen en belirgin arzum dans etmekti. Çocukluğuma dair hatırladığım anıların her bir karesinde dansa olan arzum ve dans etme çabam vardı. Ailem de her daim sanatla iç içe olmam için çaba sarf etmiş ancak bulunduğumuz bölgede o yıllarda dansa gidebileceğim bir yer olmadığı için de başka sanat dallarına yönelmem için girişimlerde bulundular fakat başarılı olamadılar. Elbette yıllar içinde; büyüme kaygısı, eğitim süreci sonra da hayata tutunma ve kendi ayaklarımın üzerinde durma çabası derken bu arzumu, içimde bilmediğim bir yerlere hapsettim.  Ta ki Tangojean ailesiyle tanışana kadar…

Tangoya kendimi yakın hissedebileceğime hiç inanmamıştım. Birçok dans türünü büyülenmiş gözlerle izliyor olsam da tango beni hem büyülemiş hem de ürkütmüştür. Belki filmlerden gördüğümüz kadarıyla bizde yarattığı algı, belki partnerli yapılan bir dans olması, belki toplumsal kalıplarımızdan kurtulamamış olmamızdan, belki de büyüleyici görünen bu dansın çok zor olduğuna inanmış olmamdan kaynaklıydı. Ancak her şey, Tangoya başlayan herkesin söylediği gibi o kapıdan içeri girene kadarmış. Dansın büyülü dünyasına bir kez adım attığınızda, kafanızda yarattığınız o kalıpların birer birer yıkıldığını görüyorsunuz. Tüm korkularınızın yeni umutlara yeşerdiğini, içinizdeki arzuların canlanıp birer birer farklı renklere dönüştüğünü, birileriyle anlaşabilmek için konuşmaya ihtiyaç duyulmadığını, birleştirici gücünü, kendimize ve insanlara dair yarattığımız tüm kalıpları yıkabileceğimizi tango ile öğrendim. 

Peki, neden tango? 

Hepimizin bildiğinin aksine tango aşkın ve tutkunun dansı değildir. Tango; Arjantin’in yoksul bölgelerinde insanların kendilerine nefes alabilmek için yarattıkları, acı ve mizahla yoğurdukları ve sonrasında yüksek tabakaya erişerek günümüzdeki haline evrilmiş bir danstır. Bilinenin aksine göz göze yapılmaz ve belki de en güzel yanı, içerisinde zarafeti, inceliği, ezbersizliği, tüm duygularımızı, tüm renkleri, özgünlüğü, acıyı – mizahı ve kendine has müziğini barındırmasıdır. Elbette dansın yanı sıra beni en çok çeken büyülü müziği oldu, özellikle de bandoneonun eşsiz tınısı. Tango müziğine bir kez ruhunuzu açtığınızda, büyülü dünyasında müziğinin harika ritmiyle dans etmeye başlar tüm bedeniniz. Artık hem müziği hem dansı iliklerinize kadar işlemiştir. Gözünüz, kulağınız, tüm bedeniniz ve ruhunuz, damarlarınız ve organlarınız, benliğinizdeki her şey yalnızca tango öğrenmeyi arzular artık ve işte benim tango hikayem de böyle başladı. 

Çok değil kısa zaman önce ben de senin gibiydim. Hayatın koşuşturmacası içerisinde hapsolmuş ve belki kendini kaybetmiş, yeni şeyler deneme cesaretini kendinde bulamayan, hayatına yeni renkler katmaya çalışmaktan çekinen, toplumsal kaygıları/korkuları olan ve en önemlisi vaktinin olmadığını düşünen. Evet evet, senden bahsediyorum ve kendimden. Ben sendim bir zamanlar ancak gördüm ki biraz istek ve arzuyla her şey mümkünmüş. O yüzden bırak o içinde kıyıda köşede asılı kalmış o ufacık istek seni götürsün gideceği yere. Sen, ben ol ve tangonun dünyasında bu eşsiz ve sonsuz yolculuğa çıkalım hep birlikte. Hadi, korkma ve bir adım at. Adımlarımız bir olsun ve birlikte büyüyelim bu dünyada. Biz buradayız ve seni bekliyoruz. 

 Aysel Özmen